Kolay Sorular Zor Cevaplar

indirEminim birçok anne aynı durumu yaşamıştır, yaşıyordur. Çocukların bitmek bilmeyen sorularına belli bir yaştan sonra, daha ilginç veya ebeveynlerin cevaplarken zorlanacağı sorular ekleniyor. Ben nasıl oldum”dan tutun da  dünyanın oluşumuna kadar. Bu aralar da kızımın bu tür soruları iyice arttı. Daha önce, kardeşini olacağını öğrenince yavaş yavaş bebeklerin nasıl doğduğunu merak edip sormuştu. Ben de annelerinin karnında  büyüdüğünü , sonra da artık annesinin karnına sığamayacak kadar büyüdüğünde hastaneye gidip annesinin karnından çıkarıldığını söylemiştim. tabi nasıl çıktığı veya karnım kesilirken acıyacak mı gibi sorularla devam etmişti. O an için, soruları çok iyi cevapladığım için kendimle gurur duymuştum.:) Aradan günler geçti ama sorular gelmeye devam ediyor. Bu sefer daha zorlayıcı gibi… İşte sorular:

– Tamam, anne anladım. Bebekler annelerinin karnında oluyor da, onları oraya kim koyuyor?

-Madem bebek annenin karnında oluyor, o zaman babaya ne gerek var?

-Madem, bebekler anne ve babalarından oluyor, onların annelerinin ve babalarının da anne ve babası var… O zaman en önceki anne  ve babaları kim?images

– İlk insan mı?

– Evet!

– İlk insan nasıl olmuştur?

– Anne, ilk insan erkek miydi kadın mıydı?

…  ve daha birçok soru.

Yani anlayacağınız kızım bu aralar her şeyin ilkine , insanın ve dünyanın var oluşu ile ilgili sorular sormaya devam ediyor. İtiraf etmeliyim cevaplarken çok zorlanıyorum. Yaşını küçük olmasından dolayı ne bilimden ne de dinden yeterince yararlanamıyorum.  Çocuğa uygun bir dil bulmak ne kadar zormuş. Sorduğu kadar, doğru yanıtlar vermeye çalışıyorum. Zaten çocukların aklında soru işareti kalırsa mutlaka onu sorgulamaya devam ediyorlar.

Çocuklar için hazırlanmış, dünyanın ve insanların var oluşu ile ilgili kitaplar araştırıyorum. Belki o zaman cevaplar da kolaylaşır.

Bunlar da ilginizi çekebilir:

Yolculuklar ve Öğrenmeler

017Anneler  iyi bilirler. Yolculuk esnasında çocukları oyalamak zordur. Hani bebek olsalar arabanın motor sesiyle uyumak bebekler için keyif verici. Arabaya biner binmez gözleri kapanıverir. Ama biraz daha büyüyünce işler değişiyor. Artık onları oyalamak, anneler için büyük bir sorun haline geliyor. hele bizim gibi yolculuklarınız, arabayla 11 saati buluyorsa. İşte bir yol hikayelerimiz de böyle başladı. Kızımı oyalamak için,” Ah şu dağa bak, atı gördün mü, aaa ne güzel kuşlar varmış!,” sözleri bir süre sonra işe yaramaz oldu. Neyse ki sayıları öğrenmişti o günlerde. Bu defa sayı saymaya başladık. Birer, birer, onar onar bine kadar, ikişer ikişer yüze kadar.  Gün geldi bunlar artık sıkıcı hale. Okumaya başlayınca, bak tabelada Ankara şu kadar kilometre yazıyor az  kaldı,  İstanbul’a bu yoldan gidiliyormuş gibi oyalama çabaları ile şehir kavramı gelişti ve buna plaka merakı başlayınca ”Anne bak, bu araba İstanbul’danmış, bu Ankara’danmış” gibi plaka merakı ile anasının kızı olduğunu:) belli etti ve plakaları öğrenmeye başladık. Madem ilgisini çekiyor, bir Türkiye haritası yap-bozu ile bunu iyice öğrenelim dedik. Bugünlerde harita oyunları oynuyoruz. Hem şehirlerin isimlerini hem yerlerini, komşuları öğreniyoruz. Hem de plakaları ile konumları… 

Yani bir yap-boz oyuncağından beklemediğim bir öğrenme malzemesi çıktı. 

Önce ele alınan parçada yer alan şehrin ismini okuyor.

Yerini biliyorsa yerleştiriyor, bilmiyorsa ben ipucu veriyorum. Mesela Türkiye’nin güneydoğusunda, Malatya’nın kuzeyinde ya da Ankara’nın kuzey komşusu gibi. Böylece yönleri de oyunla öğrenmiş olduk.  Plakaları da kardeş şehirler şeklinde öğreniyoruz. Mesela İstanbul 34, kardeş şehri 43 Kütahya, Ankara 06, kardeş şehri 60 Tokat gibi…

Eğlenerek, oyunla öğrenme başarılı sonuçlar veriyor. Yoksa 5 yaşındaki çocuğa al bunu öğren desen pek keyif alacağını sanmam ama oyunla kendisi istiyor. Farklı bir plaka görünce kendisi merak edip soruyor.

İşte yol hikayeleri başlayan öğrenme  ve öğretme etkinlikleri. Kızımın sayesinde bir çok öğretme metodu keşfettim. Hatta aritmetik yaparken bile ben bunu öğrenciliğimde niye böyle yapmadım dediğim pratik yolları birlikte bulduk. Herkesin öğreneceği bir şeyler var bu hayatta. Bazen öğrendiğiniz kişi 5 yaşındaki çocuğunuz bile olabilir.

005014

Bunlar da ilginiz çekebilir:

O Yaşlı Kadın İçin Çok Endişeliyim!

Bu söz kızıma ait. Bu sözle birlikte çocukların aslında ne kadar hassas, saf ve temiz olduğunu anlamış oldum. Hayat, bazı şeyleri görmemizi engelliyor ya da zamanla bu durumlara alışıyoruz. İyi veya kötü sebeplerden bazı temel insani duygularımızı kaybediyoruz. Niye yalan söyleyeyim, kızımın karşısında utandım.

Gün içerisinde dilenen yaşlılarla, kucağında bebeğine mama almak istediği için para isteyen kadınlarla, flüt çalarak para toplamaya çalışan çocuklarla neredeyse her metro girişinde, çıkışında, cadde başlarında veya bir şey almak için girdiğiniz mağazadan çıkarken karşılaşmışsınızdır.  Çoğunun duygu sömürüsü veya alışkanlık olduğunu ya kendim deneyimlemişimdir ya da haberlerde buna benzer olaylara sık rastlamışımdır.  Bu nedenle dün, para isteyen kadınla ilgilenmedim. Zaten mağaza içinde iki çocuğu kontrol etmekte zorlanan ben, bir de yol boyunca neredeyse on tane dilenciyle karşılaşınca, hangisine para yetiştirecektim. Ama çocuklar öyle mi? Bu dilenci kadın, kızımı çok etkilemiş olmalı ki daha önce de dilenen insanları gördüğü halde bu tip sorularla karşılaşmadım. 

-Anne, o kadın ne istiyordu?

-Para…

– Niye?

– İhtiyacı var herhalde.

– Neye ihtiyacı varmış?

-Bilmiyorum ama herhalde kendine yiyecek bir şeyler alacaktır.

-Ya alamazsa, ölür mü?

Mağazada, çocuklar daha fazla sıkılmasın diye sepetleri aceleyle karıştıran ben, bu soru karşısında şaşırıp, kızımın yüzüne baktım. Galiba, her zamanki arkası gelmeyen merak sorularından biri değildi bu. Yüzüne üzülmenin gölgesi çökmüştü sanki.

– Niye ölsün kızım?

– Çok yaşlı ya…

-Her yaşlı insan ölmez ki…  Saçmaladığımın farkındayım ama 5 yaşındaki çocuğa kalabalık bir caddenin ortasında, ölüm, dilenci, yaşlılık gibi kavramları açıklayamazdım. Üstelik onun endişelenmeden, korkmadan kavramasını sağlamak mümkün değildi. Konu öyle böyle kapandı ya da ben öyle zannettim ki akşam yatağa yatınca gözlerindeki yaşları silerek titrek bir sesle:

-Anne, ben o yaşlı kadın için çok endişeliyim! Ya öldüyse!

Bu iş gerçekten ciddiydi.

-Niye ölsün kızım!

– Hani biz ona para vermedik ya, kendine yiyecek alamadıysa… Çok yaşlıydı, açlıktan ölür.

-Kızım, biz vermedik ama veren mutlak olmuştur. Bir lira bile vermiş olsalar, kendine bir ekmek almıştır ve karnını doyurmuştur. 

Bu kapitalist sözlerim karşısında şimdi utanıyorum ama dediğim gibi bir çocuğun endişelerini gidermek benim için daha önemli. 

-Vermiştir değil mi? İyi o zaman.

Biraz rahatladığını görünce:

-Kızım, böyle para isteyen kişilere dilenci denir. Aslında dilenmek de hiç iyi bir şey değil. Emek vermeden, çalışmadan para istiyorlar. Ayrıca yaşlı kadının öleceğini düşünüyorsun. Evet, herkes bir gün ölecek ama her yaşlanan hemen ölecek diye bir şey yok. Gençler de ölebilir. Herkes ömrü kadar yaşar.

 Anladığım kadarıyla kızım, yaşlanma ile ölüm kavramlarını birbirine bağlamış. Çocuklar anne-babalarını kaybetme korkusunu hep yaşarlar. Bu nedenle onların yaşlanıyoruz artık gibi sözleri karşısında öleceklerini düşünüp korkuya kapılıyorlar. Aynı korkuyu biz anneler de fazlasıyla yaşamıyor muyuz? Aslında bu duyguyu  tarif edebilmek kendisi kadar korkunç ve zor. Bu ister ölüm gibi geri dönüşsüz ayrılık olsun veya benim geçenlerde yaşadığım 10 dakikalık kayıp gibi olsun. Neler hissettiğimi, yaşadığım paniği anlatmam mümkün değil. Emin olun o 10 dk, ömrümden 10 yıldan fazlasını götürmüştür. Dileğim bundan sonra ben ve hiç bir anne böyle bir olay yaşamaz.:(

Çocuk ve Müzik

Bir enstrüman çalabilen insanlara hayranım. Hani ölmeden yapmak istediğiniz şeyler listesi olur ya ben de ilk sıralardan birine keman, veya piyano çalmak yazabilirim. Küçükken müziğe ilgim var mıydı, ortam mı yaratılmadı, belki biri teşvik etse bir ışık olur muydu, okulda müzik dersi sevdirilse attığım adımlar sıklaşırmıydı… ve daha binlerce soru bahane olmaktan öteye gidemiyor. Sonunda, bize Farid Farjad’ı hayran hayran dinlemek kalıyor.

Şimdi, de tıpkı ”Ben olamadım, bari kızım olsun, oğlum yapsın” diyen bir çok anne gibi, ben de kızımı bir enstrüman çalması için teşvik etmeye çalışıyorum. Bunda ne kadar başarılı olur bilemiyorum ama şimdilik kızımın ilgisi var. Notaları da çabuk kavrıyor. Sonunda ezgi de ortaya çıkınca çok mutlu oluyor. Yaklaşık 3,5 yaşındayken oyuncak bilgisayarının notalarından”Daha Dün Annemizin Kollarında” adlı şarkıyı çalabiliyordu. 1-2 şarkı daha öğrenmişti ama sonra ne olduysa gene  bir kopukluk oldu, ta ki geçenlerde markette klarnet benzeri oyuncağı görene kadar. Üzerinde notaları da yazdığı için çalması kolay olacaktı. ”Daha Dün Annemizin Kollarında” adlı çocuk şarkısı aklında kalmış ve müzik aleti farklı olmasına rağmen gene de çalabildi. Oysa ben unutmuşum. Çocukluğumdan aklımda kalan bir anneler günü şarkısı olan ezgiyi de gösterdim onu da 10 dk. içinde çalabilecek duruma geldiğini görünce dedim ki kendi kendime” Madem çocuğunun ilgisi var, desteklemeye devam”:) Belki uygun bir kurs bulabilirsem, en azından çok yetenekli olmasa bile güzel bir uğraşı olur. Mesela bir anne -baba olarak bir spor dalı ile de uğraşmasını istiyoruz  ama görünen o ki Sinem’in pek ilgisi yok. Olimpiyat günlerinde neredeyse tam gün spor seyredilirken Sinem dönüp bakmadı bile. İlgisi olasaydı en azından biraz izleme gayreti gösterirdi diye düşüyorum. Ama müzik öyle değil. Şarkıları ezberliyor, dansları çabuk kavrıyor, bir şarkının melodisi üzerine kendi uydurduğu sözleri ekliyor. Bu da gösteriyor ki en azından müziği seviyor.

Bazı çocuk şarkılarının notaları:

Çocukluğumdaki şarkı 

do re do re mi mi

do re do re mi mi

fa mi fa mi re re 

mi re mi re do do    

Son 2 satır iki kere tekrar edilecek. Bu şarkının notların yerleri birbirine yakın olduğu için ilk etapta öğretilirse çocukların parmaklarnı kullanmaları daha rahat oluyor.

Daha Dün Annemizin Kollarında Yaşarken

do do sol sol la la sol fa fa mi mi re re do (2)

sol sol fa fa mi mi re sol fa mi re 

do do sol sol la la sol fa fa mi mi re do

İyi Ki Doğdun

do do re do sol fa 

do do re sol fa 

do do la sol fa fa mi re 

la la sol mi fa do

Benim Annem Güzel Annem

do-re-mi-mi/mi-fa-mi-re
re-mi-fa/la-sol-fa/mi-sol-fa-re
re-mi-fa/la-sol-do(ince)-la
sol-mi-sol-fa-mi

Bunlar da ilginizi çekebilir:

 

 

Gökyüzü Neden Mavidir?

Merak eden çocuk soru  sorar. Ancak bazen bu merak duygusunun ortaya çıkması için çocuğa ortam yaratılması gerekir. Mesela çocuğunuza  kitap okumayı sevdirmek  için kitap oku derseniz bunda pek başarılı olacağınızı sanmıyorum. Zaten emir kipindeki cümlelerle veya sadece yapılması gerekeni ifade eden cümlelerle  kimseye bir şey yaptırtmak , hele sevdirmek  mümkün değil. Çocuklar konuşmayı, yürümeyi vb. hareketleri taklit ederek öğrenir. Bu tespitten yola çıkarak kitap okumayı çocuğunuza sevdirmek için ilk önce sizin kitabı sevmeniz ve okuması için de sizin  de kitap okuyor olmanız gerekir.

Bu düşüncelerden hareketle, kızımın genel kültür bilgisinin artması için onun sorduğu soruların yanı sıra ben de ona bazı sorular sorarak o konu üzerinde düşünmeye yönlendiriyorum. Bir önceki yazımda bahsettiğim beyin nasıl birşey, kanımızda ne var gibi kendi merak ettiği soruların cevaplarını birlikte bulduk. Şimdi sıra bendeydi.:)

-Gökyüzü neden mavidir?

-Bilmiyorum!

-Biraz düşün o zaman. Neden mavi görünür?

-Bulutlar mavi olduğu için…

-Bulutlar mavi midir?

-Bazıları… Beyaz da var, gri yağmur bulutları da…

-Demek ki bulutlardan değilmiş!

-????

Kendimizi havanın içerisinde yaşıyormuşuz gibi düşünebiliriz. Yani hava her yerdedir.

-Mesela camları açarız hava içeriye girer  ve temiz hava soluruz.

-Peki camları kapatırsak içeride hava olur mu?

– Evet, yoksa nefes alamazdık!

Yani, hava her yerde var. Hava dediğimiz gaz karışımı aslında renksizdir. Göremiyoruz ama hissedebiliriz. Elini hızlıca salla! Etrafımızdaki nesneleri de güneşten gelen ışınlar onları aydınlattığı için görebiliyoruz.

Güneş ışınları atmosfere girdiğinde atmosferdeki gaz moleküllerine ve toz parçacıklarına çarparak saçılır. Gün ışığı değişik dalga boylu birçok ışından oluşur. En kısa dalga boylu mavi ışınlar atmosferin üst tabakalarındaki küçük parçacılar tarafından hemen saçılırlar. En büyük dalga boylu olan kırmızı ışığın saçılması için çok daha büyük parçacıklara çarpması gerekir.

Gökyüzü açık olduğunda, mavi ışık diğer ışıklara oranla en fazla saçılan ışıktır. Bu yüzden de gökyüzü mavi görünür. Mesela gökyüzü yoğun bulutlarla veya dumanla dolu olduğunda, tüm ışınlar nerede ise aynı oranda saçılır. Bu da gökyüzünün gri renkte görünmesine sebep olur.

Bir de gökyüzünde renk şölenine neden olan ve Kutup Işıkları adını verdiğimiz muhteşem gökyüzü manzaraları var.Kutup yakınlarında ki  bölgelerinde kıştan yaza geçerken saçılan güneş ışınlarının  manyetik alanlara rastlaması sonucu gökyüzü rengarenk görünür.

 

 

 

 

5 yaşındaki bir çocuğa onun anlayabileceği dilde anlatmak zor. Sorularla onu cevaba yönlendirmeye ve mümkün olduğunca basit dilde aktarmaya çalıştım. Kutup ışıklarını da merakını arttırmak için anlattım. Nitekim de başarılı oldum. Çünkü gerçekten çok güzel bir manzara. Öyle değil mi?:)

Bunlar da ilginizi çekebilir:

Adam Olacak Çocuk Soru Sorar!

Çocuklarda merak duygusu doğuştan olsa gerek  ki meraklı olmayan çocuk genelde yok gibidir. Özellikle 3-4 yaşlarında bu tavan yapıyor. Zamanla, büyüdükçe, günlük  yaşamın içinde boğuşmaya başlayınca, toplum içinde daha çok yer almaya başlayınca  bu duygu azalıyor, köreliyor ve gittikçe daha az soru soran, merak eden bireyler haline geliyoruz. Bunun bir çok sebebi yada bahanesi diyelim, elbet bulunabilir. Oysa çocuklardaki merak duygusu, öğrenme isteği soru sorarak kendini gösterir ve genelde biz anne babalar,gene birçok bahaneye sığınarak bu soruları geçiştirir ya da bilinmeyen bir zamana erteleriz. Bu cevaplamaya imkan  bulamadığımız zamanlarda sarf ettiğimiz kelimeler bazen çocukların tekrar soru sorma cesaretini kırar. Girişimciliklerine bir engel oluşturur, belki de özgüven olumunu sekteye uğratır.

Son zamanlarda kızımın sonu gelmeyen sorularını geçiştirdiğimi, bazen de tahammül sınırlarında dolaştığımı fark ettim. Bunun elbetteki bahanesi var  ama dediğim gibi bahaneler boş. Oysa, kızımın 3 yaşınkeykenki  çok basit sorularına bile bıkıp usanmadan cevap verebiliyordum. 

– Anne, neden karga lambanın üstüne konmuş?

– Yorulmuş olabilir.

-Neden?

-Çok uçmuş olabilir.

-Neden?

-Yemek bulmak için belki de…

-Neden?

-Acıkmıştır.

-Neden?

-NEDEN?

-Neden?….

Sonu gelmeyecek gibi görünen ”Neden” soruları.

Zamanla soruların niteliği de değişti.

-Anne, beynimiz nasıl bir şey?

-Kanımızda ne var?

-Kalbimiz nasıl çalışıyor?

Bu soruları okuldaki bir etkinlikte, okuduğumuz hikayede ilgisini çektiği içi merak ediyordu. En son da okuduğumuz kitapta dünyanın yuvarlak olduğunu    kimin  ve nasıl olduğunu anlatıığı bölümde güneş tutulmasından bahsediyordu.  

-Güneş tutulması ne demek?

Basitçe açıkladım. Ertesi gün de güneş tutulması ile ile ilgili videolar izledik. Bu çok daha eğitici ve eğlenceli oldu.  

Ben de yeni bir karar aldım. Merak ettiği konularda ona karşı daha sabırlı olacağım ve gerekli desteği gösterceğim.

Adam olacak çocuk çok soru sorar  diye  düşünüp bloğumda yeni bir bölüm açmaya karar verdim. Bir nebze de olsa, çocukların merakını giderecek, anne- babalara yol gösterecek,  zor sorular basitçe cevapların olacağı yazılar  ADAM OLACAK ÇOCUK’ta.

İlk konu  da gökyüzü neden mavidir? 🙂