Minik Gezgin/ İstanbul Akvaryum’da Devrialem

Minik gezginlerin yeni durağı, İstanbul Florya’daki İstanbul Akvaryum.

Yeni yılın ilk gününde, bir akvaryumdan çok daha fazlası , adeta tematik bir müze olan İstanbul Akvaryum’da farklı, eğlenceli bir o kadar  da ilgi çekici bir geziydi bizim için.

Coğrafi rotayı takip ederek Karadeniz ile başlayan ve Pasifik’e kadar uzanan bir yolculuk yapabileceğiniz İstanbul Akvaryum’daki alanların temalandırmasında o alanın kültürel, tarihsel ve mimari özellikleri, buna uygun dekoratif unsurlar, interaktif  oyunlar, filmler ve alan hakkında detaylı bilgilerin verildiği görsel grafikler yer alıyor. İrili ufaklı 64 adet tankı ve içindeki binlerce çeşit canlıyı görme fırsatı sunuyor.

Aslında bu gezi yazıdan çok fotoğraf içermesi gerekiyor. Çünkü anlatılanları dinlemekten çok görmek gerekiyor ama gel gör ki fotoğraf mı çekeyim balıkları mı izleyeyim diye karar veremezken ben de anın tadını çıkarmayı yeğledim.

İşte İstanbul Akvaryumu’nda bizim En’lerimiz:

6_low

En sevimli canlı: İnek Burunlu Vatoz

14_low

En ürkütücü canlı: Taş Balığı

20_low

En ııııh canlı: Zehirli kurbağa

 

 

 

 

 

13_original

En komik canlı: Benekli Bahçe Müreni

IMG_20150101_153543

En asil canlı: Mavi Kanlı Yengeç

IMG_20150101_155115

En anaç canlı: Anne Köpekbalığı

IMG_20150101_145855

En fantastik canlı: Deniz Anası

Gezi o kadar ilgi çekiciydi ki çocukları bir arada tutup birlikte fotoğraf çekmek nerdeyse imkansızdı. Deniz canlılarını bu kadar yakından görmek elbette onlar için bir ilkti.

10897744_10153071514422259_6139774552364923871_n 10897071_10153071514942259_8832175143235895056_n 10897071_10153071514057259_5320633591935593179_n 10885263_10153071514677259_4675124948245321991_n IMG_20150101_145139 IMG_20150101_143847

Her teması, ayrı bir mekan olan akvarumda Karadeniz’den yola çıkıp, İstanbul Boğazı, Marmara Denizi ve Çanakkale Boğazı’nı geçerek Ege Denizi’ne ulaşıyorsunuz. Ege Alanı’ndan çıkınca muhteşem deniz manzarasını seyredebileceğiniz Seyir Terası’na giriyorsunuz.Terasta bulunan dürbünleri kullanarak manzaranın tadını çıkarabilirsiniz. Seyir terasını geçince hemen karşısında bulunan oyun alanında çocuklarınız eğlenceli vakit geçirebilir, zamanla yarışarak ve butonlara basarak ekranlarda yer alan canlıların isimlerini bulmaya çalışabilirler.

Gezi turu bundan sonra Süveyş Kanalı, Antraktika, Kızıldeniz ve Akdeniz ile devam ediyor. Cebelitarık, Atlantik, Panama Kanalı, Pasifik Okyanusu, Nautilus Denizaltısınu gördükten sonra Yağmur Ormanlarının yemyeşil florası ile geziniz son buluyor.

Akvaryum içinde bir hediyelik eşya dükkanı ile, birkaç cafe ve muhteşem deniz manzarası  ile Kaşıbeyaz ve Sütiş gibi restoranlar da bulunuyor.

Sizler de İstanbul Akvaryumu’nu görmek isterseniz 23 Ocak gününe kadar aşağıdaki bileti kullanarak %20 indirimli giriş yapabilirsiniz.

akvaryum bilet

Minikler ve Annelerine bu keyifli gezi fırsatını veren Luna Organizsayon’a teşekkürler.:)


Ziyaret Saat ve Günleri: Hafta İçi 10:00-19:00, Hafta Sonu 10:00-20:00 saatleri arasında giriş yapılabiliyor.

Ücretler: Yetişkin 35 TL, 0-2 yaş ücretsiz, büyük çocuklar 25 TL. 3 kişilik aile 82 TL ve 4 kişilik aile 100 TL.
Güncel fiyat bilgileri için tıklayın: http://istanbulakvaryum.com/tr/bilet-fiyatlari

Ulaşım

Metrobüs ile Beşyol durağında inip, durağın yanında bulunan Florya minibüslerini kullanabilirsiniz. Bize en yakın metrobüs durakları: Sefaköy, Florya – Bağlar, Cennet Mahallesi

Icon-otobusİETT’nin BN1 Halkalı – Eminönü, BN2 Küçükçekmece – Eminönü, BN3 Halkalı – Yenikapı, 73Y YENİBOSNA Metro-Akvaryum, 73T Florya – Bakırköy ve 73F Florya – Taksim hattı otobüslerini kullanarak İstanbul Akvaryum’un hemen önünde bulunan Belediye Tesisleri durağında inip ulaşabilirsiniz.
Icon-idoİDO Bakırköy iskelesinden indikten sonra sahil yolundan geçen BN1 Halkalı Eminönü hattı, BN2 Küçükçekmece-Eminönü ve BN3 Halkalı – Yenikapı hattı otobüslerini kullanarak İstanbul Akvaryum’un hemen önünde bulunan Belediye Tesisleri durağında inip bize ulaşabilirsiniz.
Icon-taksiAtatürk Havaliman’ından taksi ile 5 dakika içinde İstanbul Akvaryum’a ulaşabilirsiniz. 

Icon-metroMetro ile Yenibosna durağında inerek 73Y Yenibosna – Akvaryum İETT otobüs hattını kullanarak da ulaşabilirsiniz. 

Icon-marmarayKazlıçeşme istasyonunda indikten sonra sahil yolundan geçen BN1 Halkalı Eminönü, BN2 Küçükçekmece-Eminönü ve BN3 Halkalı – Yenikapı hattı otobüslerini kullanarak İstanbul Akvaryum’un hemen önünde bulunan Belediye Tesisleri durağında inip ulaşabilirsiniz.

Adres: Şenlikköy mah, Yeşilköy Halkalı cad. No:93 Florya İstanbul (Aqua Florya AVM)
Tel: 444 97 44, Faks: (0212) 574 21 35
Web Sitesi: www.istanbulakvaryum.com

 

 

 

Minik Gezgin/ Doğada Öğreniyorum!

Yazılarımda hep çocuklarla vakit geçirmekten söz ediyorum ya işte birlikte vakit geçirmek o kadar güçleşti bugünlerde. İş- okul-ev üçgeninde hiç bir anı boş geçirmeden tüketilen zamanlar… ama bu  geçen zamanın ne kadarı bize ait?  Belki çok azı, belki de hiç bir anı…

Çocuklar büyüdükçe karakterleri de şekilleniyor. Beğenileri, hobileri oluşuyor. Kendilerine ait tercihleri oluyor. Bunların çoğu anne-baba olarak bizim  için daha zor bir dönemi işaret etse de, çocukların büyümesinin belki de tek güzel yanı, artık o çok sevdiğimiz doğa yürüyüşlerini çoluk çocuk hep birlikte yapabiliyor oluşumuz.

Temiz hava, yeşilin her tonu, toprağın bütün kokuları, ormanın sesi, kuşların cıvıltısı, yaprakların hışırtısı duymak için, doğayaı dinlemek için, hayata ben de varım demek  ve nefes almak için, şehrin trafiğinden , AVM’lerin kalabalığından, egzoz dumanından, ardı arkası kesilmeyen gürültüden uzaklaşıyıyoruz (mu?) Hayır!  Adeta kaçıyoruz.

İlk olarak şehir içinde gizlenmiş yeşil alanlarda başlayan yürüyüşlerimiz, çocukların bacak kaslarının kuvvetlenmesiyle ilk önce  yürüme mesafeleri arttı ardından şehre sığmadı. Yarı yolda omuzlara alınmalar yavaş yavaş sona erince de parkurlar uzadı. Hala her on metrede  bir yoruldum demeler, “Daha da bir adım bile atmam” demeler  devam ediyor olsa da azmin sonu zaferdir deyip yolumuzdan ayrılmıyoruz. Sonunda, yoldan değil de mızmızlanmalardan yorulmuş olarak  hedefe ulaşıyoruz.

İşte doğa yürüyüşü yapabileceğiniz yerlerden bazıları.

1. Belgrad Ormanı/ İstanbul-Sarıyer

Yürüyüş parkuru ile doğa ve spor severlerin haftasonu buluştuğu bir yer. Spor yapmak için 6 km.lik yürüyüş parkurunu tercih edebilirsiniz. Aam bizim gibi çocuklu iseniz parkuru takip etmek sıkıcı olabiliyor. Hele yorulmaya başladılarsa. 😦 Bu nedenle biz patikadan çıkıp ağaçlar arasında dolaşıp bortü böcek, mantar keşfine çıkıyoruz. Sırt çantanızda su ve atıştımalık olmasında fayda var. Zira çocuklar doğada deyim yerindeyse kurt gibi acıkıyorlar.

IMG_20141011_141546 IMG_20141011_142420_1 (1)

2. Beykoz Korusu/ İstanbul-Beykoz

Bizim daha çok haftasonu kahvaltısı için tercih ettiğimiz, aynı zamanda küçük bir orman yürüyüşü yapabilceğiniz bir mekan. Şehrin dışına kadar çıkacak vaktiniz yoksa, oyun parkı, kahvaltı yapabilceğiniz büyükşehir beledeyisi sosyal tesisi ve çay bahçesi ile tercihler arasında yer alabilir.

IMG_20140831_122128 IMG_20140831_122231

3. Atatürk Arboretumu/ İstanbul-Sarıyer

Bitkileri tanımak ve kısa bir yürüyüş için şehirden çok uzaklaşmadan kendinizi şehirden uzak hissedebileceğiniz mekanlardan biri. Arboretum haritasından alırsanız, çocuklarla harita okuma ve yön bulma keyifli bir etkinlik oluyor. Merak edenler için Arboretum gezisinin yazısı burada.

339311

4. Abant Gölü/ Bolu-Abant

Bayram tatilinde Ankara yolunda uğradığımız Abant, otobandan ayrıldığınızda yeşil yolu ile kendinizi çok farklı bir yere gidiyormuş hissini uyandırıyor. Ancak vardığımızda Abant Gölü çevresi beni hayal kırıklığına uğrattı. İlk olarak lisede okul gezisinde girmiş olduğum Abant’tan, hatta gene bir Ankara dönüşü karnım  burnumda uğradığımız Abant’tan eser yoktu. Lise gezisine gideli 19 sene, kızım  doğalı 7 sene olmuş.  Abant’ta otellerin, restoranları çoğalması, atlı faytonların ortaya çıkması kaç sene oldu bilemeyorum ama ben hayal kırıkılığına uğradım. Gende de göl çevresinde dolaşabilir, sazlıklardaki kurbağaları seyredip, göle taş atabilirisiniz. Çocuk her yerde çocuk.

IMG_20141003_145138 IMG_20141003_143433

Yedi Göller/ Bolu 

Ankara Yolunda uğradığımız Abant Gölü’nden sonra İstanbul dönüşünde de Yedi Göller’i de görelim dedik. Burası çocukların “Kamp yapalım mı baba? sorularına başladığı  ve bizim de artık bu doğa yürüyüşlerini  daha sıklaştımamız gerektiği fikrininin parladığı bir dönüm noktasıdır.  Zorlu ve tozlu yoluyla ulaşılması zor olsa da yükseğe çıkıtkça manzarısına doyamıyorsunuz. Hele ki tabiat parkına vardığımızda beni yeşiliyle büyüleyen doğası huzur verici. Yürüyüş parkurları ile tabiat parkına dolaşbildiğiniz gibi, kampa alanında çadırlarınız kurabilirsiniz. Hava soğuk olmasına rağmen kampçılar tarafından oldukça rağbet görüyor olmalı ki, dağcılık külüpleri olsun, arkadaş grupları olsun çok sayıda doğasever  Yedi Göller’deydi.  Tekrar geleceğiz ve kamp yapacağız diyerek ayrıldığımız tabiat parkının yolu,  akşam üzeri sis çökmesi ve darlığıyla zorluyor. Siz de bizim gibi otobandan değilde eski Bolu-İstanbul yolundan gitmeyi tercih ederseniz, yol üzeri et lokantalarında keyifli bir akşam yemeği ve yorgunluk çayı içebilirsiniz. Çamurlu arabanızdan sizin Yedi Göllerde’den geldiğiniz hemen anlıyorlar. 🙂 Yedi Göller geliyorsunuz, yol nasıldı sorunusuna bizim gibi siz de şaşırmayın.:) Bol bol fotoğraf çekin!

IMG_20141006_131133 IMG_20141006_143228 IMG_20141006_134523 IMG_20141006_135734IMG_20141006_144051IMG_20141006_143409

 

Minik Gezgin/ Atatürk Arboretumu

339Adını bir türlü söyleyemediğimiz, şuraya yazarken bile hece hece yazmaya çalıştığım, gezilesi, görülesi bir yeşil alan. En güzeli de, çok doğal, bir o kadar da düzenli olması. Her şey olması gerektiği gibi. Göletlerin içinde su kaplumbağaları, iribaşlar ve ördekler, hatta kuğular. Hepsi bir arada… Çeşit çeşit bitkiler, çamlar ve meşe koleksiyonu. İşte burası Sarıyer Bahçeköyde  yer alan Atatürk Arboretumu.

Pazar günü çoluk çocuk topanıp, bir yeşil yürüyüş yapalım, biraz şehrin bunaltıcı havasından uzaklaşalım dedik ki yolu bile artık şehirden uzaklatığınız hissini veriyor. Çocuklar için de tam bir keşif yeri. Harita meraklısı oğlum için harita ile yolu bulmak, parsel numaralarını aramak çok keyifli bir deneyimdi. Küçük rehberimiz olup gideceğimiz patikaları seçti, Herkes onu takip etmeliydi.:)

311Arboretumda çocuklarla hangi etkinlikler yapılabilir?

  • Çocukların harita okuma becerisini, yol bulma yeteneklerini geliştirebilirsiniz.
  • Çeşitli bitkileri tanayabilir ve üzerindeki etiketlerden hangi ülekere ait olduklarını keşfedebilirler,
  • Patikalar boyunca karşılacakları kaplumbağaları doğal ortamında görebilirler,
  • Göletlerdeki kuğuları, kaplumbağaları ve ördekleri yakında görebilirler.
  • PArkın yoldan uzak kesimlerin sessizliğinden yararlanıp ormanın sesini dinyebilirler. Ağaçlar, böcekler, kuşlar, üzerine basılan yaparakların çıkardığı sesler.
  • Ağaçların meyve ve yapraklarının farklılıklarını keşfedebilirler.

Herşeyin doğalını o kadar özlemişiz ki hiçbir şey olmasa bile, yeşil renk bana huzur veriyor. Ne kum, ne deniz, ne güneş, Ben ağaçlar arasında dinleniyorum.

314349

Nasıl gidilir?

Atatürk Arboretumu Belgrat oramının girişinde yaklaşık olarak İstanbul merkezine 20 km. uzaklıktadır.  Ulaşım, Sayıer-Bahçeköy , Taksim-Bahçeköy, 4. Levent -Bahçeköy otobüsleriyle mümkün. Girişi ücreti yetişkin 10TL, Öğrenci 5TL.

332330

323336

Daldan Dala Yeşil İstanbul

Maviden çok yeşili, denizden çok ormanı severim ben. Çimenlerin serinliğine dokunurken, ormanın sesini, sessizliğini dinlerken daha bir huzur dolar içim. Yaz gelince de hafta sonu ağacı bol yeşili, gölgesi çok olan yerlerde dolaşmak hem bana iyi geliyor hem de çocukları doğa ile tanıştırmak için güzel bir fırsat oluyor.  Geçtiğimiz haftalarda Belgrat ormanda bizim için normal , çocuklar için uzun mu uzun bir yürüyüş yaptık. Oğlum 4. km. de pes edince soluğu annesinin kucağında aldı. Böylece bendeniz son 2 kilometreyi kah kucağımda kah sırtımda 3 yaşında bir oğlanla tamamladım. Kızım sızlana sızlana hatta isyan edip ” Şurdan şuraya kıpırdamam artık”  diye söylense de 6 km.’lik parkuru tamamladı.  Çocukları doğa ile tanıştırmak ve keyifli bir hafta sonu geçirmek için Belgrat Ormanı güzel bir seçenek bence. Özellikle benim tercihim Mart ve Nisan ayları. İnsan kalabalığı daha az, orman daha sessiz. Yağmurlu havada da bir başka güzel.

20130608_112554Doğa gezileri için bir diğer seçenek de Beykoz Korusu. Sabah erkenden uyanıp kahvaltınızı, yüzyıllık ağaçların, daldan dala zıplayan sincapların arasında yapabilirsiniz. Evden malzeme taşıyamam derseniz, belediye sosyal tesilerinde kışın açık büfe kahvaltı,  yazın kahvaltı tabağı mevcut. Ayrıca kahvaltısını doğadan ayrılmadan yapmak isteyenler için korunun hemen girişinde semaver eşliğinde kahvaltınızı yapabileceğiniz kafe de mevcut. Biz çocuklarla kahavaltı yaptıktan sonra korunun içinde sincap arayışına giriyoruz. Onları ağaçlarda izlemek, ilk önce kim görecek yarışına girmek çocuklar için heyecan verici. Aağaçları yapraklarından, gövdelerinden tanımaya çalışmak da ayrı… Yeşilden sıyrılıp maviye dalmak isteyenler için de Beykoz sahili biraz abartılı olsa da bir adım uzaklıkta diyebilceğim kadar yakın. Boğazdan geçen gemileri izlemek, martılara simit atmak, balıkçıların olta atışlarını izlemek… hepsi çocuklar için farklı birer deneyim.

20130608_150532Arabası olanlar için sahilden devam edince karşınıza Anadolu Kavağı çıkıyor  ya da doğrudan Şehir Hatları vapurunu tercih edip Anadolu kavağında inebilirsiniz. Kıyıdaki balık restoranları, incik-bocuk satan dükkanlarıyla, daracık sokaklarıyla, turistleriyle bir sahil kasabası. Çeşitli balık seçenekleri ve fiyat alternatifleriyle peşinizden koşturan, yaptıkları işe ne dendiğini bilmediğim ama iletişim konusunda çok yetenekli olduklarını gördüğüm restoran çalışanları sarıyor çevrenizi bir anda. Yemek yemeğe niyetliyseniz bütün seçenekleri değerlendirmek iyi bir fikir bence. Yurdum insanın oldum olası iletişimi kuvvetli olmuştur da şahit olduğum konuşma beni çok eğlendirdi. Bir bankta soluklanalım derken bir de baktık ki yan tarafta bir anne kedi ve iki yavrusu. Nasıl sıcak bir görüntü anlatamam. Yavrular birbirilerinin üzerine yatmış, biri uyuyor, bir emmeye çalışıyor, anne de yarı uyanık serilmiş güneşin altına.  Ağacın dibinde bir kolide de  üçüncü kardeşin sevimli sevimli uyuduğu gözüme çarpıyor. Tabi biz öyle dikkatli, bakıp kendimizce sevimli sevimli hareketler yapınca karşımızda duran turist bayanın da dikkatini çekmişiz. Haliyle meraklandı tabi. Koliye yaklaştı. Göremedi. Sola geçti. Göremedi. Sağa geçti. Göremedi. İçimden ne merakmış demeden edemedim. İlk başta turist olduğunu anlamadım. Her haliyle bizden biriydi. Ne sarışındı ne mavi gözlü, ne de sırık gibi boyu vardı. Hatta merakıyla fazlasıyla bizdendi. Ama her işin olduğu gibi insanları da tanımanın ustaları var. Yan taraftaki restoranın mesleklerini tanımlayamadığım çalışanı hemen olayı çözdü.

-“Bunlar triii!” dedi garson

Kadın:

Ooooo!. Hmmm dedi.

Kadın:

Hav! dedi duyduğum kadarıyla parmaklarıyla bir, iki, üç sayılarını göstererek.( how many= kaç tane diyecekti herhalde kısaca söyleyiverdi)

Aam Garson  Abimiz çoktan anlamıştı zaten. Eminim kadının koliye doğru yönelirken adımlarından analmıştır sırasıyla soracağı soruları.

Van! aylık  (one=1) dedi parmaklarıyla biri göstererek. Bunlar fordu (four=4)  dedi. 

Kadın tekrar koliye bakma gereği duymuş olacak ki arkasını döndü ama garson abimiz devam etti.

-Bunlar hasta oldular, veteriner çağırdık ama olmadı.

Bir parmağını bıçak misali boynuna götürüp beden diliyle ölmeyi anlatırken:

-Biri paket oldu, napcan….dedi kadere boyun eğermişçesine boynunu  bükerek.

Öyle dalmışım ki bu ilginç iletişime kızımın:

“Anne  kedi nasıl paket nasıl olmuş? sorusuyla kendime geldim. Gel de anlat paket olmak ne demek argo lugatına bu kadar cahilken. Elbette sağolsun garson abimiz pek bi güzel anlattı ama ben de gene kızıma dosdoğru “Kedi hasta olduğu için ölmüş” demeyi tercih ettim.

Turist bayan anlamıştı. Hatta öyle iyi anlamıştı ki gitti kocasına anlattı kedilerin başına gelenleri bir bir.

 “Üç ingilizce sayı  ile neler anlatabilirsiniz” hayat dersini verdi garson abimiz. Ben bunları anlatmaya kalksam her kelimeyi ingilizce söyleyeceğim, gramere dikkat edeceğim diye … off yani. “:))

20130608_13520720130608_14103220130608_151748Şimdi bu kadar turistin Anadolu Kavağında ne işi var derseniz, evet ilk başta insan şaşırıyor ama Yoros Kalesini ziyarete geldiklerini anlayınca, siz de merklanmadan edemiyorsunuz. Eee haliyle ta buralara kadar gelmişken görmeden gitmek olmaz. Yoros Kalesi Boğazı çok yüksekten ve çok geniş bir bakış açısıyla görüyor. Rüzgarıyla sersemletse de boğazı manzarası çok güzel. Eskiden otların üzerine serilip yanınızda getirdiğiniz nevalenizle pek bi hoşken şimdilerde başlayan arkeolojik çalışmalarla pek tadı kalmamış Yoros Kalesi’nin. Öyle geniş geniş yayılmak yok . Dar bir alanda sırayla fotoğraf çekilme yarışına giriyorsunuz. Sonra da bizim yaptığımız gibi kale duvaının üzerine oturup, yol üzerinden aldığınız irice leziz mi leziz kiraz yiyebilirsizniz. Belki oraya gitmeden önce buraya turistlerin neden ziyaret ettiğini öğrenmek isteyenler için Yoros Kalesi hakkında bilgi edinmek faydalı olabilir. Aynı yönde  Hz. Yuşa Tepesi de var. Orayı da başka bir gün ziyaret etmek niyetiyle çıktık geri dönüş yoluna.  Orman yolu boyunca meyve, sebze, köy ürünleri satan 3-4 tane  yer var. Bir tanesinde oturup asma çardakta ayran eşiliğinde gözlemelerimizi yerken, bir kere daha ben yeşilin beni dinlendirdiğnin farkına vardım. Böylece bir günde 3 yeşil mekan gezerek kısa bir şehir içinde doğa turu yapmış olduk.

Bunlar da ilginizi çekebilir:

Minik Gezgin-Büyükada

Tam bir şehirli çocuğu olmuşuz! 🙂 Hadi çocuklar zaten şehirde doğma büyüme. Biraz börtü böcek görünce heyecanlanacak, at ile eşek arasındaki farkı anlamak için  ardı ardına soru soracak, olmadı görünce “Hımm!” deyip yeni bir şey keşfetmiş kadar olacak da bize ne oluyor. Tekrar köyümüze dönmüş kadar olduk. 23 Nisan’da çoluk çocuk neşe içinde tuttuk  Adalar yolunu.

20130423_10145120130423_10125020130423_101456

 Büyükada’ya her yıl mimozalar zamanında gider, sessiz sakin ada havasıyla bolca oksijen depolar, İstanbul’a uzaktan bakarak keyifle yanımızda götürdüğümüz nevalelerimizi yerdik. Büyükada eşimle, arkadaşlığımıza, nişanlılığımıza, evliliğimizin ilk yıllarına şahitlik etti. Bu defaki gidişimiz farklıydı. Her zaman iki kişilk olan ailemiz büyümüş, dört kişi olmuştuk. Bu zaman zarfında da her yıl tekrarladığımız Adalar gezimizi de yapamamıştık. Çocuklar ilk defa vapura binmenin heyecanıyla martılara simit atmak için yarışıyorlardı Adalar vapurunda. deniz havasından mıdır, vapurun motor sesinden midir bilinmez çocukların uykusu bile geldi. Alışılmadık nisan sıcağında Ada’ya ayak bastığımızda insan kalabalığı karşısında başımız döndü. Her zaman sakin zamanlarında dolaşmaya alıştığımız Ada’da Aya Yorgi Kilisesi’ni ziyaret için gelen insanlarla dolup taşıyordu. Fayton sayısı da buna paralel olarak arttığından ada sokaklarında yürümek zordu ve biz bir kere daha dedik ki “Ada’ya martta gelmek lazım”. Artan at sayısı ve sıcağın etkisiyle yoğun bir at kokusu sarmış o önceleri çiçek kokan adayı. Öyle ki köyde büyümüş olan bizler hatta  otuz yılını köyde geçirmiş olan babam bile rahatsız oldu.  Neyse ki çocuklar bu vesileyle bolca fayton ve at gördüler. Aya Yorgi’ye giden yokuşun başında da eşekleri görünce pek sevindiler. Niyetimiz yokuşu çıkıp ordan İstanbul’u seyretmekti ama bu mahşeri kalabalıkta çocuklarla  o yokuşu tırmanmak eziyet olurdu.  Uzun bir yürüşten sonra iskeleye döndüğümüzde  adayı rahat rahat dolaşmamaktan dolayı sonbaharda tekrar gelme istediği ve sıcakla birlikte artmış olan yorgunluğumuz vardı. Neyse dönüşte vapurun kenarına oturduğumuzdan serin serin esen rüzgarla kendimize geldik. Oğlum bu güzel deniz havasında gene uykuya yenik düştü ve annesinin kucağında mışıl mışıl uyudu.

20130423_123943 20130423_13294420130423_12284020130423_13344620130423_13342320130423_153315

Geyik Koşuları ve Minik Bambiler…

“Koşma terlersin evladım” demedik ve 31 mart pazar günü güneşli ve sımsıcak bir günde Belgrad Ormanlarında bulduk kendimizi. Macera Akademisinin düzenlemiş olduğu Geyik Koşuları kapsamında çocuklar da minik birer Bambi olarak koştular ve biz ordaydık. Birbirinden şirin Bambiler, büyüklerinin yaptığı ısnma hareketlerini yapmaya çalıştılar ve sırasıyla start alan büyüklerine alkışlarla destek verdiler ve gelecekte iyi bir sporcu ve doğa sever olmak için birer adım attılar. Bende ayrı bir heyecan ayrı bir coşku vardı. Çünkü, kızım da bu keyifli organizasyonda en küçük Bambiler arasında yerini aldı. Sinem koştu,  ben  de fotoğraf çekeceğim diye koştum. 🙂 Böylece bu keyifli dakikalar kızımın ilkleri arasında yer aldı. Başardım etiketli geyik kurabiyelerin ve sıcak çikolatanın ardından enerji depolayıp, ailecek  bu yeşile gömülmüş doğada keyifli yürüyüşe devam ettik. Yorulduk mu?…. Evet…Hem de çoook. Sonra benim minikler ille de kurbağa sesi  duyacağız diye tutturunca kendimizi gölet kenarında kurbağa görmeyi beklerken bulduk. Neyse ki çok da uzun olmayan bir bekleyişten sonra kurbağalar coşkulu bir koro ile gönlümüzü aldılar ve biz dönüş yolculuğuna başlayabildik.

305

Yarış sırasının gelmesini beklerken…

309

Parkur başlangıcında

308

Koş Sinem koş…

316

Başarmanın lezzeti bir başka…

318

Keşifte zirve noktası…

324

Dinlence…

333

Kurbağa sesi bekleyen yorgun ayaklar…

NOT: İnsanın ayağının toprağa değmesi, gözlerinin yeşile dalması, kuş seslerini duyması, hatta hiç de hoş olmayan kurbağa sesini bile duyması ne kadar zevkliymiş, ne kadar önemliymiş! Her gün dışarı çıkıp toprakla oynayıp, kendi deyimlerine göre keşif yapmalarına rağmen gene de açık havada oynamaya doyamıyor çocuklar. Sevgili anne-babalar siz de bunun farkındaysanız, çocuklarınız için bir şeyler yapın. Harekete geçin.